12 Şubat 2013 Salı

Korkunç iki sahiden de korkunç muydu?


Genelde hamilelikte unutkanlığın sıkça görüldüğü söylenir. Fakat ben bebeğimiz doğduktan sonraki süreçte tecrübe etmeye başladım bu durumu. İlk bir buçuk seneki uykusuzluk, sonrasında hayatımın rutin bir düzenden ibaret olması etkili bunda.Oysa ki artık çok şey değişti, değişiyor. Benim unutkanlığım baki kaldı. Bakalım yeterince hatırlayabilecek miyim detayları.


Oğlumuz epey erken yaşta emekleme, yürüme (aslında doğrudan koşup tırmanma) sürecine girdiğinden epey sıkıntı yaşadık. Başta kulağa güzel gelse de erken yürümek o kadar da iyi bir şey değil. Henüz sinir sistemi yeterince gelişmemiş olduğundan devamlı düşüp yaralanıyordu. Konuşamıyordu ve bu iletişim kurmamızda büyük bir sorundu. Sevgisini ifade etme şekli özellikle annesini ısırmaktı (küçük keskin dişlerin kanatacak şekilde ısırdığını düşünün). Sonsuz bir hareketlilikle, hiç bir şekilde kontrol edilmeyi sevmeyen bir enerji bombasıydı. 7-8 aylıkken başlayan diş çıkarma süreci 26 aylıkken bitmişti ve o vakte kadar hem yavruya hem bana uyku yoktu. Buna rağmen hep sevimli hep dünya tatlısı oldu :)



Hep geçmiş zamanmış gibi konuşuyorum. Oysa bitmeyen enerji, yorulmak bilmeyen yavru hala aynı. Değişen bizim ona bakış şeklimiz oldu sanki. Biz yorulmasını bekliyorduk çünkü ondan evvel biz yoruluyorduk. Bu durum daha erken yaşta çocuk sahibi olmama pişmanlığı yaratmıştır bende. 9.-30. ay arası süreçte epey yıprandık diyebilirim. Büyüdükçe kolaylaşacağını umduğumuz hiç bir şey kolaylaşmıyordu. En büyük sorunum hareketliliği zirvedeyken otoritemi kabul etmemesi, beni hiç bir şekilde duymamazlıktan gelmesi, kısaca iletişim problemimizdi.

Şimdi geriye dönüp bakınca bakış açımızı değiştirdiğimiz ilk konu ısırma sorunuydu. Çok coşkuluyken, neşeliyken, sıkıntılıyken vb. her durumda tenime yapışıp ısırıyordu beni. Doktoru net bir tavırla "ısırmak yok, ısırmak kötü" gibi kısa uyarılarda bulunmamızı tavsiye etmişti. İşe yaramamıştı. Henüz bir yaşına geliyorken ısırmak yok diye uyararak 1dk süreyle bizden uzaklaştırmayı (bir çeşit "time out") deneyebileceğimizi söyledi. O da etkili olmadı.
Bu süreçte babası ile bana daha farklı tepkiler verdiğini fark ettik. Ben her zaman yanındaydım ve uyarılarım hiç bir işe yaramıyordu. Babayla ister istemez olan mesafeleri babanın uyarılarını dinlemesini sağlıyordu. Sonunda anne ve babası olarak öpmeli oyunları arttırdık. Müthiş coşkulu tepkiler verdik öpücüklerine. Isırmak ile öpmenin arasındaki farkı birbirimiz üzerinde gösterip anlamasını sağladık. Cidden ıse yaradı. Artık ısırmak yerine öpücükleri koydu. Meğer yavru sevmek isteyeceği zaman da ısırırmış (bu arada biz hiç bir zaman ısırarak sevmedik onu). Hala arada çok coşkuluysa ısırdığı oluyor ('yerim seni' diye seven bir kültürden geliyoruz, ne demeli?).

Anladık ki her çocuk farklı, herkeste ise yarayan yöntemler bizde ise yaramayabilirmiş. Çocuğumuzu tanıyıp ona göre hareket etmeliymiş.

Diğer büyük sorunumuz konuşmayla oldu. Başta genetik faktörler (babası da geç konuşmuş), erkek çocukların kızlara göre daha geç konuşmaya başlaması, İngilizce'nin hayatımızdaki yeri yüzünden konuşması çok yavaş ilerledi oğlumuzun. Benim annesi olarak en çok zorlandığım konulardan biri oldu bu. İletişim kuramıyoruz, derdini anlatamıyor, ben anlayamıyorum... Fakat 30 aylık olduktan sonra bu durum değişti. Hala şakır şakır konuştuğunu söyleyemem. En fazla üç kelimelik cümleler kuruyor (o da sadece o istediği zaman). Fakat dili kullanıyor ya artık, o sürecin yavaşlığı çok da umurumda değil. Artık kullandığı Türkçe kelimelerin yanında İngilizce karşılıklarını da söylüyor (İnkilizce diye belirtiyor bir de :)).

Yemek yememesi diğer sorunumuzdu. 6 aylıktan sonra vermeye başladığımız katı gıdaya hiç bir şekilde ilgi göstermedi. Anne sütü ile beslenirken gelişimi yeterince iyi olduğu için ilk bir yıl bunun bir sorun olmadığını söyledi doktoru. İlk bir yıldan sonra da yemek istemedi. Aslına bakarsanız 26 aylık anne sütü emme sürecinde sadece belli şeyler (yumurta, süt, peynir) yedi. Sütü bırakırsa iştahının açılacağı iddiaları maalesef doğru çıkmadı. Anne sütü bittikten sonra uzun süre yine yumurta, süt, peynir temelli şeyler yedi.
30. ayla artan her şeyi "kendiii" yapma isteği sayesinde yemeklere olan ilgisi de arttı diyebilirim. Hala ara öğün yemez, yerse ana öğünleri feda etmiş oluruz. Ana öğünlerde de sadece bir çeşit şey yer. O birer çeşit yemeğin içeriğini mümkün olduğunca dengeli ve zengin tutmaya çalışarak iştahsız yavruyu büyütüyoruz :)


Kısaca bu başlıca problemlerimiz 30 aylık yani 2.5 yaş ile birlikte çok çok hafifledi. Her şey birden ve çok hızlı değişti. Elbette bir anda çocuğumuzu tanıyamaz olduk gibi bir durum yaşamadık. Fakat kendimizi alıştırmaya çalıştığımız ve hatta 'hep böyle mi devam edecek?' diye korktuğumuz sorunlar azaldı. 2.5 yaş bize şeker gibi geldi yani. Bu yüzden o korkunç iki denilen yasin sinir krizleri, huysuzlukları gibi sorunlar bize çok da dert olmadı.

Oğlumuz bizi çok önceden eğitime almıştı bile. 24-30 ay arası iyice kontrol kabul etmez olan küçük yabanımızdan öğrendiğimiz hiç bir şeyin, sorunun aşılamaz olmadığı. Yeter ki sağlık olsun, hep beraber olalım. Çocuktan olan beklentilerimize dikkat etmeli. Onun bize anlatmaya çalıştıklarını iyi analiz edebilmeli. Enerjikse, hareketliyse ona o enerjiyi akıtabileceği imkanlar sunmalı. Hep sevgiyle yaklasmali, kızgınlığımızı kontrol edebilmeli (anne babalarin da kızma hakkı olduğunu yadsımamalı tabii. Sadece bunu çocuğa yansıtma şeklimizin önemini unutmamalı).

Bunları bilmiş bilmiş yazdığıma bakmayın, hala kendime sıkça hatırlatmam gerekiyor :)

5 yorum:

  1. Anladık ki her çocuk farklı, herkeste ise yarayan yöntemler bizde ise yaramayabilirmiş. Çocuğumuzu tanıyıp ona göre hareket etmeliymiş.

    kesinlikle bu:) çok güzel bir yazıydı keyifle okudum.. dilerim bundan sonra da hayırlı bir kolaylık içinde birlikte olursunuz:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tesekkurler :)
      Bundan sonra da zorluklarin olacagini kabullenmis bir sekilde ilerliyoruz. Size de kolaylikla, sevgiler.

      Sil
  2. Canim ne kadar farkli deneyimler yasamisiz yazini okuyunca anliyorum, ayrica ikinci cocuk olunca iki kardesin bile gece gunduz gibi bebekken bile ne kadar farkli oldugunu goruyorum su aralar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Emel,
      Aslina bakarsan ikinci cocuk olunca daha farkli ve kolay bir bebek olmasi umudu beni mutlu ediyor :) Sen de merak etme, her sey giderek kolaylasacaktir. Cok kolay gelsin sana da. Guzel yavrulara opucukler benden.

      Sil